Bütün gelenek, örf ve bayram dilekleri hep sağlık ve bereket üzerinde olur. Halk, asırlar boyunca bazı kural ve gerekçeleri yerine getiriyordu. Bütün bunlar iyi ruhların, iyi güçlerin korumasını sağlamak ve kötü ruhları , kötü güçleri uzaklaştırmaktır. Halk arasında, şifayı sağlama ve tedavi gücüne medyumlar ve büyücüler sahip olduğu düşünülürmüş ve onlara büyük saygı hatta hatta korkuyla balılırmış. Daha sonra bilgilerini kendi çocuklarına aktarıyormuş. Halk inançlarına göre, hastalıklar, görünmez varlıklardır. Onlar olağanüstü bir güce sahip olup, insan karakterinin bazı özelliklerini de taşıyorlar aynı zamanda-örneğin, belirli yemekleri seviyor ve onlara tatlı dille konuşulmasını tercih ediyorlar.
Kötü ruhlar, hastalıklar genellikle kadın kılığına giriyorlar. Hastalıklar halk arasında üstü başı yırtık, saçı başı tülenmiş bir kadın olarak tanıtılıyor. Dünyanın ucunda kader tanrıçaları, peri, deniz kızı ve ejderhalarla birlikte yaşıyor. Orada dünyanın öbür ucunda Güneşin Sarayı bulunuyor. Yani Tanrı’nın dünyadaki evi.
O, yani Güneş , hayatta ve öteki dünyada tüm varlıkların hükümdarıdır. Hastalıklar, sadece Tanrının gönderdiği yere giderler. Bazen hastalıklar, Tanrının emirlerine uymayıp istedikleri kişileri de ziyaret edebiliyor. Halk, bazen nine, bazen teyze, bazen kardeş gibi hitap ettiği kötülükleri uzak tutmak için bir dizi ritüeller hazırlamış.
© Fotoğraf: www.plevenmuseum.dir.bg
X. asırdan kalma Bulgar muskaları.
Mesala, hastalık, köye girmeden önce yaşlı kadına dönüşüp çeşme, pınar veya büyük bir ağacın altına oturup oradan birisinin geçmesini bekler. Karşıladığı insanlarla konuşup aileleriyle ilgili bilgileri alır ve o zaman işe koyulurmuş. Eğer hastanın evinde, sofrayı, yemeklerle süslü bulursa, kötülüğün simgesi hastalık, sofra başında eğlenip gittiği kişiyi unutuverirmiş. Sofrada olmazsa olmazlardan ballı çörek, tuz ve şaraptır vardır.
Yaşlılar, bazı salgın hastalıkları sırasında , her evin hanımı zengin bir sofra hazırlarmış. Evin en üst köşesine ise, yeni gömlek, su dolu tekne, tarak, sabun veya kil, gibi birkaç önemli şey bırkılırmış. Hastalık bu eve geldiğinde, su dolu tekneyi görüp, önce yıkalanacak, taranacak ve temiz gömlek giyecektir. Daha sonra güzel yemeklerle karnını doyuracak ve şarabı da içtikten sonra, birçala düşünüp zarar vermeden o evden çıkacaktır.
Geleneklerde tılsım taşımak çok yaygındır. Değişik şifalı ot ve bazı büyülü maddelerden yapılan tılsımın, sağlığı garantilediği ve hastalıklardan koruduğuna inanılır. Mesela, bazı bitki, metal ve minerallere dokunmak sadece hastalıklardan korumakla kalmıyor, uzun zaman taşındığı durumlarda onların özelliği kişiye de geçiyormuş. Halk, hastalıkları tanıyan ve dertlere şifa getiren kişilere, Bulgarcada “vraçki” denirmiş, Rusça’da “ vraç”-hekim anlamına gelir. Bazı tedavi güçleri sadece kadın-bakıcılara ve büyücülere aitmiş. Daha sonra onlar bunu kızlarına öğretir, aktarıyormuş.
Belirli bir kişi “büyücüye” veya “vraçkaya” gittiği zaman, o hastalığı yakından incelermiş. Tek sözle teşhis koyuyormuş. Daha sonra, bu hastalığın altından çıkıp çıkamayacağına karar verirmiş. Eğer hastalığa şifa bulamayacaksa, başka birisinin yanına gönderiyormuş. Eğer tedavi edebilecekse, uygun şifalı otları toplayıp, hazırlamaya başlarmış. Büyü çok nadir kullanırlarmış. O zaman, büyüyü çözmeye başlarmış. Büyü, ayın bulunduğu şekile ve güneşin doğuşundan batışına göre zamana söylenirmiş..
Türkçesi: Şevkiye Çakır