Kadının toplumdaki rolüne ilişkin algı değişmeli

Author:
Avukat Sevinç Karaoğlan studyomuzda konuk oldu.
Photo: Ayser Ali

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile Bulgaristan kadınlarının toplumdaki yeri ve rolüne ilişkin avukat Sevinç Karaoğlan’la söyleştik. Uzun yıllar devlet idaresinde görev aldıktan sonra son 9 yılda avukatlık yapan Sevinç Hanım, kadın ve çocuk hakları konusunda uzmanlaşmış bulunuyor, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü projelerde yer alıyor.

Kadının toplumdaki yeri ve rolü nedir sorusu üzerine Sevinç Hanım’ın cevabı şöyle oldu:

Öncelikle kadınların 8 Mart bayramını kutlarım, bütün zorlukların üstesinden güler yüzle gelmelerini dilerim. Anne ve eş olmak ve aynı zamanda başarılı kariyer yapmak, günümüzde Bulgaristan’da hiç de kolay bir iş değil. Gerçekten de ülkedeki kadınların durumunu konuşurken bazı önemli hususlara dikkat çekmek gerekir – erkeklerle aynı görevlerde bulunan kadınlar yüzde 16 oranında daha düşük ücret alıyorlar. Kadınlar için kariyer yapmak çok daha zor oluyor. Yönetici görevlerde bulunan kadınların sayısı erkeklere göre çok daha az.

Bu durumu her yerde görmek mümkün – siyasette, Parlamento’da, belediye başkanlığı görevinde bulunan kadınların sayısı çok daha az. İş sektörüne göz atacak olursak başarılı iş yürüten şirketlerin başında bulunan kadınların sayısı da büyük değil. Oysa gelişmiş Avrupa ülkelerinde durum böyle değil. Bu ülkelerde kadınlar her yerde çok daha geniş bir şekilde temsil edilmektedir.Bence kadınlara gelişmek ve önemli yerlere gelmek için yeterince imkanı sağlanırsa bunun bütün topluma büyük faydaları olacaktır.

2016 yılında Kadın ve Erkeklerin Eşitliği Yasası onaylandı ve ülkemiz Bulgaristan, bu tür bir yasanın olmadığı tek AB üyesi olmaktan çıktı. Sizce Eşitlik Yasası, çalışan bir yasa mıdır?

Bence yasa, doğru yönde atılan bir adımdır. Bununla beraber toplumda eşitliğin sağlanması için çok daha somut ve geniş kapsamlı önlemlerin uygulanması gerekiyor. Kadın ve erkek eşitliği sadece eşit hak ve yükümlülükler değil, hayatta kendini gerçekleştirme imkanlarının da eşit olması anlamına geliyor. Kadının doğası itibari ile ilk ve en önemli görevi, hayat vermektir ve dünyaya getirdiği çocukları yetiştirmektir. Aynı zamanda günümüzde kadınlar ailenin geçindirilmesinde de erkeklerle eşit pay sağlıyorlar. Bu durum her kadını birçok zorlukla karşı karşıya getiriyor, ki erkekler bunlarla karşı karşıya değil. Onların ilki anne olmak ve aynı zamanda iş hayatında da başarılı olmaktır. Bu durumda hem anne, hem evhanımı olan bir kadının işyerinde erkekle eşit olması mümkün değil. İkinci zorluk da yine doğası itibari ile kadınların farklı kişisel özelliklere sahip olmalarıdır. Farklı avantajları ve dezavantajları olunca da erkeklerle nasıl eşit olacağı sorusu gündeme geliyor. Neden biz erkeklerle eşit olmaya çalışalım, neden onlar bizimle eşit olmak çalışmasınlar. Daha doğrusu neden kadının daha farklı işlevlere sahip olması, erkekler tarafından avantaj olarak görülmüyor, yani erkekler, hamilelik, doğum, annelik gibi işleri yapmamakla birlikte başarı konusunda kadınlarla kıyaslanabileceklerini mi düşünüyorlar?

Bu iki zorluktan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum: toplumda kadın ve erkeklerin gelişme imkanlarının eşitliğini sağlamak için hem devlet tarafından mevzuatta ve kuruluşların çalışmalarında hem de sivil sektörde ve özellikle de eğitimde kadın ve erkek arasındaki doğal farklılıklara önem verilmesi ve mutlaka göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Bunu şöyle örneklendirebiliriz – ben devlet memuru olduğum dönemde eşim de devlet memuruydu, fakat ben erkek olan iş arkadaşlarımla rekabet etmekte zorlanıyordum. Neden? Çünkü işyerinde verimli olmam için anne olarak da rahat ve mutlu olmam gerekiyordu. Çocuğu kreşe götürmek, okul bayramlarına katılmak imkansızdı. Sağlık raporu almam da neredeyse imkansızdı. Bu durumda ne yapmam gerekir. Başka birisine bunları yaptırmam gerekir ve annelik görevlerimi başkasına yaptırırken doğal olarak huzursuz oluyordum. Huzursuz olunca da bu tür bir huzursuzluk yaşamayan erkeklerle eşit olmam imkansız.

Son yıllarda bu konuda çözüm bulmak için kanunlara bazı düzenlemeler getirildi. İşyerinden mesai bitimninden önce çıkmak için, çocukla ilgili izine çıkmak gibi. Ama yeterli mi, değil. İşte bu yüzden yasa doğru yönde atılan bir adımdır dedim, ama yapılacak daha çok iş var, hem mevzuatta, hem sivil sektörde.

Bu yönde değişiklik sağlamak isteği, beni sivil toplum kuruluşlarına yönlendirdi. Bulgaristan AB’ye üye olmadan çok önce 2004 yılında, iktisadi amaç gütmeyen bir kuruluş kurdum ve cinsler eşitliği konulu birçok seminere katıldım ve bunun sonucunda aklımda çok somut fikirler oluştu. Dernekçilik hayatımda karşılaştığım kadınların hikayeleri bana duruma farklı bir bakış açısı, farklı bir perspektif kazandırdı.

Peki bugün itibari ile kadınların desteklenmesi adına nelerin yapılması gerekiyor.

Öncelikle eğitime cins farklılıkları konusu getirmeli, bu konu konuşulmalı. İkincisi de medyanın rolü çok önemli, bu konularda farkındalık yaratılması açsından. Çünkü bir yasa veya yasal düzenleme kendiliğinden yeterli olmaz. Hele de kadınlara yönelik şiddet söz konusu olduğunda. Şiddeti önlemek veya azaltmak için zihniyet değişikliği gerekli, cinslerin avantajlarına ilişkin toplumda doğru algı oluşturulmalı. Kanunlar cezalandırır. Şiddeti Önleme Yasası, şiddet işlemiş olan birinden nasıl sorumluluk aranacağını gösterir, ama insanların algılarını değiştiremez. Bu noktada aile toplumun çok önemli bir hücresidir, yarınki vatandaşların yetiştirildiği ortamdır. Bütün bu konularda anne ve babanın tutumu doğru ve sağlıklı olursa, çocukların da tutumu doğru olur. Eğitim sistemi ve medya ise bu süreçte destekleyici rol alır.

Yine örnek vermek gerekirse: Bir erkek kendini eşi ile eşit görüyorsa ve eşi kendisi kadar çalışıyorsa, bunun yanında yemek yapıyor, temizlik ve çamaşır yapıyorsa ve bütün bu işler tamamen kadının üzerindeyse, bu adam yapılmamış ev işlerinden dolayı kızmak ya da eşini dövmek hakkının bulunduğunu düşünmemeli. İşte ailede böyle bir düşüncenin olmasına meydan bırakmamak gerekir. Bu düşünceyi kaldırmak için aileye, eğitime, medyaya, devlete önemli görevler düşüyor, diyen Sevinç Hanım, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebeti ile kadınlara seslenirken şöyle konuştu:

8 Mart münasebeti ile bütün kadınlara her şeyin üstesinden gelmelerini, toplumumuz için son derece önemli olduklarınının bilincinde olmalarını temenni ediyorum. Hem doğası itibari ile sevgi ve şevkatle anne ve eş görevini yaparken, hem iş hayatında daha sabırlı ve daha örgütlü oldukları için, daha sezgisel davrandıkları için görüşmelerde daha başarılı oldukları için bazı avantajlara sahip olduklarını unutmadan mutlu olmalarını dilerim. Kendilerine güvenmelerini, devamlı gelişmeleri, arayış içinde olmaları ve hayattan zevk almalarını, mutlu olmalarını temenni ederim. Geleneklere sahip çıkarken çağdaş hayatın meydan okumalarına münasip cevaplar bulmalarını dilerim. Bu yönde yapılacak çok iş var, benim üzerinde çalıştığım projelerin amacı da aslında doğru çözümlerin bulunması, toplumda değişimin sağlanmasıdır.


Kategorideki diğer yazılar

Yeryüzü ve İnsan Ulusal Müzesi’nde bağışçılar günü

Sofya'daki "Yeryüzü ve İnsan" Ulusal Müzesi, 1986 yılında 90 Bulgar ve yabancı bilim adamı, aydın, koleksiyoner ile 65 kurum ve şirketin cömert bağışları sayesinde kuruldu. Başlangıcı, bir yıl öncesi dünyada tek dev kristal koleksiyoneri İlia Delev'in..

Eklenme 19.06.2018 12:51

Balkanlar’da Geçen Hafta

Makedonya’nın ismi üzerine yapılan anlaşma hem memnuniyet hem de tepki çekiyor Makedonya ve Yunanistan Dışişleri Bakanları Nikos Kodzias ve Nikola Dimitrov, Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya isminin Kuzey Makedonya Cumhuriyeti olarak..

Eklenme 18.06.2018 15:12

“Akıllı” icatlar bizi kirli havadan koruyacak

Yeryüzünü kirletirken ve çevre temizliği konusunda sorumluluklarımıza göz yumarken, aslında kendimizi de yok ettiğimizi unutuyoruz. Günümüzde gittikçe daha fazla insan zehirli havadan, büyük şehirlerde havada görülen kirli gazlardan ölmekte,..

Eklenme 18.06.2018 13:19