TOPLUM

Haber

Tarih Sayfaları

1989’da meydana gelen zorunlu göçün Batı’da yarattığı tepkiler

Pazar, 1 Şubat 2026, 05:35

1989’da meydana gelen zorunlu göçün Batı’da yarattığı tepkiler

FOTOĞRAF arşiv

Yazı Boyutu

Komünist rejim tarafından “Yeniden doğuş süreci” adı altında 1984’te başlatılan zorla isim değiştirme kampanyasının uluslararası yankıları bağlamında daha önce Türkiye ile Bulgaristan arasında yaşanan bazı önemli gelişmeleri aktardık.

Komünist rejim, uyguladığı asimilasyon politikası neticesinde yaklaşık 360.000 Türkün Bulgaristan’dan göç etmesini dünyaya "gönüllü bir seyahat" olarak tanıtmaya çalıştı ve bu göçün Mayıs 1989'da düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın “İnsani Boyut” Konferansı'nda getirilen sınır ötesi serbest dolaşım düzenlemelerine uygun olarak gerçekleştirildiğini  savundu.

Bulgaristan Devlet Arşivi tarafından 2009 yılında yayımlanan belgeler  özellikle 1989’da meydana gelen bu zorunlu göçün Batı dünyasında yarattığı tepkilere ışık tutmaktadır.

Bu yazıda ise Bulgaristan Devlet Arşivi tarafından 2009 yılında yayınlanan bazı belgelerin ışığında özellikle 1989’da meydana gelen zorunlu göçün Batı’da yarattığı tepkilere yer veriyoruz.

Zira Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç dalgasının başlamasından sonra özellikle Batı dünyası, komünist rejiminin bu uygulamasına karşı çıktığını ilan etti, hatta yaptırımlarda bulunabileceğini ileri sürerek baskı uygulamaya çalıştı.

Örneğin Haziran 1989’da ekonomi ile ilgili meselelerin görüşülmesi için Amerika Birleşik Devletleri (4-17 Haziran) ve Kanada (18-23 Haziran) ziyaretlerinde bulunan Bulgaristan heyeti böyle bir durum ile karşı karşıya kaldı. Bulgaristan’ın Türkleri göçe zorlaması gerekçe gösterilerek Amerikan Dışişleri Bakanlığında yapılması planlanan bazı görüşmeler iptal edildi. Kanada ise Bulgaristan’ın Türk azınlığına karşı tutumundan dolayı öngörülen anlaşmanın imzalanamayacağını belirtti.

Bu süreçte Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı “Dördüncü” Şube Müdürü Strahil Çervenkov, Batı Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Portekiz, Belçika, Avusturya elçileri yanısıra İspanya, Fransa, Hollanda, İsveç, İtalya, İsviçre ve Finlandya Büyükelçiliklerin geçici temsilcileriyle görüşmeler yaptı ve Bulgaristan’ın tutumunu haklı göstermeye çalıştı.


FOTOĞRAF bgvoice.com

Ancak Çervenkov’un 4 Temmuz 1989 tarihli bir yazısında ifade ettiğine göre bir kaç kez İspanya Büyükelçisi Hoakin Peres Gomes ile görüştüğünde Büyükelçi Gomes insan haklarının gözetilmesini ve Bulgaristan Halk Cumhuriyetinin Türklerin haklarına saygılı olmasını talep etti. Ayrıca Büyükelçi Gomes Bulgaristan ile Türkiye arasında mevcut problemlerin çözümünü Türk azınlığının durumuna ve göç anlaşmasının yapılmasına bağlı olduğunu vurguladı.

Çervenkov, Portekiz Büyükelçisi Luış Fereyra ile görüşmesinde ise Fereyra, Bulgaristan vatandaşı olan Türlerin haklarına büyük bir darbe indirildiğini, bunun neticesinde ise Türklerin Bulgaristan’ı terk ettiğini ifade ederek bu meselenin  Avrupa’nın önceliği olduğunu belirtti. Bu görüş mevcut azınlıkların kimlik ve geleneklerini koruma ve geliştirmeyi amaç edinen Avrupa devletlerinin ve kurumlarının genel görüşünü yansıtıyordu.

Bu bağlamda Hollanda Büyükelçisi V. Meertins de Bulgaristan’daki Türklerin kitlesel bir şekilde göç etmesinden dolayı duyduğu endişeyi dile getirmiş ve Çervenkov’a Bulgaristan’ın uluslararası prestijini kaybettiğini bildirmiştir. Büyükelçi Meertins, gayri resmi bir şekilde Türkçe konuşmanın yasaklanmasının akıl almaz bir durum olduğunu, zira bu mantığa göre Rusça, İngilizce, Fransızca ve diğer dillerin de yasaklanması gerektiğini ifade etmiştir. Bazı dillerde dil okullarının açılmasını, ancak Türkçe konuşmanın yasaklanmasına anlam veremeyenBüyükelçi Meertins’e göre Türkçe konuşma yasağı, zorla isim değişikliği ve dini yasaklar doğal bir direnişi yaratmış ve bu direnişin doruk noktası Mayıs protestoları olmuştur.

NATO Genel Sekreteri Manfred Wörner ise, 9 Ağustos 1989’da NATO üye devletleri adına bir bildiri yayınladı. Bu bildiride Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin Türkler’e karşı uyguladığı şiddeti ve Bulgaristan'ın Türkiye ile göç anlaşması müzakerelerini reddetmesini kınandı.

Dğer yandan Komünist rejim, 16 Ağustos 1989'da "Rabotnichesko delo" gazetesinde yayımlanan resmi bir bildiriyle NATO Genel Sekreteri'nin Bulgaristan'daki Türkler’i savunması eleştirdi.

Ancak NATO Genel Sekreteri Manfred Wörner’in bildirisi, Varşova Paktı üyesi olan Bulgaristan’a karşı ilk ciddi tehdit olarak görüldü. Bu süreçte ABD Başkanı George Bush’un Bulgaristan’daki elçisini geçici bir süre için geri çağırması ise “üst düzey” siyasi baskı olarak değerlendirildi. Amerika’nin müteffiklerine Bulgaristan’a karşıt propagandaya dahil olmaları için baskı uygulayabileceği ve gerilimin artacağını göz önünde bulunduran Komünist rejim şiddetle savunduğu “Yeniden Doğuş Sürecinin” önemli bir noktaya ulaştığının farkındaydı. Uluslararası durumun aleyhinde olduğunu biliyordu, ancak gelişmeleri Batı'nın sosyalist düzeni istikrarsızlaştırmaya yönelik stratejik bir girişim  olarak değerlendiriyordu.


FOTOĞRAF BTA

Türk kökenli Bulgaristan vatandaşlarına yönelik asimilasyon ve baskı politikası, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı anlaşmalarına aykırı olarak neredeyse 5 yıldır devam etti. Uluslararası prestijini kaybetmesine rağmen  Komünist rejim tezlerini savunmaya devam etti. Ancak Soğuk Savaş dönemi Batı’nın lehinde gelişti. Avrupa’nın gündeminde insan haklarının korunması ön plana çıktı. Bu hakları ihlal eden Bulgaristan ise üyesi olduğu Doğu Bloğu ülkelerinin desteğini aradı. Lakin Doğu Bloğu ülkelerinden Polonya ve Macaristan’da kamuoyu, her iki ülkede başlayan reformların etkisiyle Todor Jivkov’un uygulamalarına karşı çıktı ve onları kınadı. Bulgaristan, Makedonya konusunda anlaşmazlıklardan dolayı Yugoslavya’nın da desteğini alamadı.

Komünist rejim en yakın müteffiki olan Çekoslovakya ve Doğu Almanya’dan aradığı desteği buldu. Ancak Doğu Almanya vatandaşlarınını ülkelerini terk edip Batı Almanya’ya geçmeye başlamasıyla bu desteğin anlamı kalmadı.

23 Haziran 1989’da Yüksek Soviyet Meclisi Başkanı Gorbaçov ile Jivkov arasında gerçekleştirilen son görüşmede Gorbaçov “yeniden doğuş süreci” ne açık destek vermedi. Sovyetler Birliği’nin Ankara Elçisi Albert Çernişov, Bulgaristan ile Türkiye arasında yapılacak müzakerelerde aracı olmasını teklif ederek sorunun uluslararası boyutunun çözümü için bir çaba sarfetti.

Neticede Komünist rejim Batılı devletler başta olmak üzere, Doğu Bloku ülkeleri nezdinde de itibarını kaybetti. Göç dolayısıyla ekonomi daha da kötüye gitti, dış baskı arttı ve iç muhalefet güçlendi. 10 Kasım 1989’da Komünist rejimi çöktü, ancak uyguladığı asimilasyonun ve bu asimilasyonun sebep olduğu zorunlu göçün yarattığı derin travma 37 yıl sonra, bugün hala canlıdır.