Günün Programı
Bulgaristan Ulusal Radyosu © 2022 Tüm hakları saklıdır

Cuma öğleden sonra

Bakara Suresinin İlk Ayetleri Küfür ve İnkârı Anlatıyor

Yüce Rabbimiz, sıra bakımından Kur’ân’ın ikinci suresi, uzunluk bakımından ise en uzunu olan Bakara suresinin ilk ayetlerinde takva sahiplerini, yani inanıp inancına göre davranan ve ahlâkî güzelliklere sahip olan müttakileri anlatmaktadır. Devamında gelen 7 ve 8. ayetlerde ise inkârcılığı, yani küfür konusunu ele almaktadır. Ayetler mealen şöyledir:

“İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler.

Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.”

Yüce Rabbimiz, sıra bakımından Kur’ân’ın ikinci suresi, uzunluk bakımından ise en uzunu olan Bakara suresinin ilk ayetlerinde takva sahiplerini, yani inanıp inancına göre davranan ve ahlâkî güzelliklere sahip olan müttakileri anlatmaktadır. Devamında gelen 7 ve 8. ayetlerde ise inkârcılığı, yani küfür konusunu ele almaktadır. Ayetler mealen şöyledir:

“İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler.

Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.”

Kur’ân’ın en yeni tefsirlerinden biri olan “Kur’ân Yolu Tefsiri” adlı Türkçe tefsirde ilk bu ayetlerde konu edilen küfür hakkında şöyle bir açıklama yapılmıştır:

“Küfür kelimesinin lugat mânası ‘örtme’dir, kâfir de ‘örten’ demektir. Ektiği tohumun üzerini toprakla örttüğünden dolayı çiftçi için de kâfir kelimesi kullanılmıştır. Din dilinde küfür, ‘hak dinin getirdiği gerçekleri kabul etmemek, onların üstünü örtmek, yok saymak’tır. Dilimizdeki ‘inkâr etmek’ tabiri bu mânaya, diğer kelimelerden daha uygun düşmektedir. Ayrıca Türkçe’de küfür kelimesi terim anlamı yanında ‘sövme, hakaret etme’ mânasına da gelmektedir.”

Bakara suresinin 7. ayetinin özellikllerinden bahsettiği kâfirler, yani inkârcılar, “hak din karşısındaki olumsuz düşüncelerini ve tutumlarını gizlemeyen, tercihlerini açıkça inançsızlık ve red yönünde kullanan, zaman geçtikçe inkârcılıkla şartlanan, başka düşüncelere ve inançlara, bu arada hak dine kulaklarını, göz ve gönüllerini kapayan kimselerdir. Kulakları, dikkat ve idrakleri ilâhî irşada kapalı olan inkârcılara nasihat ve uyarının fayda vermeyeceği, uyarıların ancak gerçeği arayan ve Allah kelâmını dinleyenler üzerinde etkili olacağı açıktır. Hz. Peygamber inkârcılarla çok meşgul olmuş, onların iman ehline katılmalarını istemiş, gayretlerinin fayda vermediğini gördükçe de üzülmüştür. Bu sebeple Allah Teâlâ zaman zaman peygamberine iman-küfür gerçeğini anlatarak onu teselli ve teskin edip âdeta şöyle demiştir: “Habîbim! Bütün gayretlerine rağmen onların inkârdan vazgeçip imana gelmemelerinin kusuru sende ve tebliğ ettiğin dinde değildir, kusur kendi irade ve tercihleriyle inkârlarında ısrar eden, kulaklarını hak söze kapalı tutanlardadır. Sen ne kadar uğraşırsan uğraş böyle kâfirler iman etmeyeceklerdir.”

Ele aldığımız ikinci ayette ise sözü edilen inkârcıların kalplerinin mühürlendiğini bildirmektedir. Dolayısıyla onlar isteseler bile hakikati göremeyecekleri de anlaşılabilmektedir. Böyle bir durumda insanın “zorlanması” gibi bir durum var mıdır? Bu konuda farklı İslâmî ekoller ve ulema arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

Bununla birlikte Müslümannların ezici çoğunluğunu oluşturan ehl-i sünnet itikadına göre durum şöyledir: “Kader Allah’ın ezeldeki bilgisi ve hükmü, kazâ ise yaratılmışlar âleminde kaderin icrasıdır, yerini bulması ve uygulanmasıdır. Allah Teâlâ, kulların hür ve serbest bulundukları alanda ne yapacaklarını, neyi tercih edeceklerini ezelde bildiğinden, O’nun o alandaki kader ve kazâsı ile kulun hür tercihi birbirine uygun düşmüştür. Bu düzeni kuran güç ve irade, varlıklara mahiyet ve özelliklerini veren yaratıcıdır. Bu noktadan bakıldığında kulun serbest iradesiyle yaptığı fiiller de dahil olmak üzere her şey O’nun ilim ve iradesine uygun olarak oluşmakta ve gerçekleşmektedir. O istemeseydi kul irade ve tercih sahibi olamazdı; hayrı veya şerri, doğruyu veya yanlışı, küfrü veya imanı tercih edemezdi; kulağını hak davetine açamaz veya tıkayamazdı. 

Bu anlamda “hidayete erdiren, saptıran, mühürleyen, hayrı veya şerri işleten Allah’tır.” Bu makro düzeyden mikro düzeye inilerek kulun hayatı, idrak ve şuuru içinde olup biten davranışlara bakıldığında, kula ait hürriyet, irade ve tercih ortaya çıkmakta, etkili olmaktadır. Davranışları değerlendirmeye, aidiyeti tesbite böyle yaklaşıldığında, doğru veya yanlış yola giren, hayır veya şer işleyen, mümin veya kâfir olan, idrakini sınırlayıp karartanın... kulun kendisi olduğu anlaşılmaktadır. Âyet ve hadisler farklı üslûplarla bu iki bakış açısını da dile getirmekte, gerçeğin her iki yönden de görünüşünü vermektedir. Nitekim Nisâ sûresinin 155. âyetinde kâfirlerin kalplerinin kılıflanması veya mühürlenmesi, onların irade ve tercihlerini bu yönde kullanmış olmalarına bağlanmıştır. Yûsuf sûresinin 105. âyetinde de kâfirlerin yer ve göklerde mevcut olup Allah’ın varlık ve birliğini gösteren nice delili (âyet) görmemek için yüzlerini çevirip geçtikleri ifade edilmiş, böylece “kalplerin kılıflanması ve mühürlenmesi”nin mânasına, sebebine ve bu oluşta kulun tesirine ışık tutulmuştur. Bu hadîs-i şerif de konuya bir başka yönden açıklık getirmektedir: Mümin bir günah işlediğinde onun kalbinde bir nokta oluşur. Kul tövbe eder, günahı terkeder ve pişmanlık duyarsa kalbinden o lekeyi siler; aksine günaha devam eder ve arttırırsa leke de artar, sonunda bütün kalbini kaplar ve kilitler. Allah’ın “Hayır! Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmıştır”.

Sonuç olarak insanların ceza ve azap görmelerine yol açıcı günahları işleten, onları buna mecbur bırakan Allah değildir. Onlara irade, tercih, güç gibi imkânları ve kabiliyetleri veren Allah’tır. Bunları O’nun rızâsı veya gazabı yönünde kullanan, sarfeden –ki, bu sarfa “kesb” denilmiştir– insandır.” (Kur’ân Yolu Tefsiri, cilt I, s. 79-80).


Kategorideki diğer yazılar

Dupnitsa Ahmet Bey camii.

Cuma öğleden sonra

Peygamber Efendimizin mübarek doğumlarını anma anlamına gelen mevlid, yine Ona bezlenen sevgi neticesinden ortaya çıkan edebî eserleri ve onların okunduğu meclisleri ifade etmektedir. Mevlid okuma uygulaması, her ne kadar Arap dünyasında doğup, Ortadoğu..

Eklenme 30.09.2022 14:05
Büyük bir demir çapanın keşfi

Port Baglar - “Bağlar limanı” Karadeniz’in dibinde binlerce yıllık sırları su yüzüne çıkarıyor

Ulusal Tarih Müzesi kazı çalışmalarında Sozopol şehrine yakın Hristos Burnundaki koyda gemicilik, Karadeniz’de gemi yük taşımacılığı ve liman işlerinin tarihine ışık tutan önemli bulgulara rastladı. Sozopol yakınında Bucaka Yarımadası’nın en güneydoğu..

Eklenme 29.09.2022 18:36

Stara Zagora’da, Bulgaristan’da hac turizminin geleceği masaya yatırılıyor

Bugün Stara Zagora’da “Bulgaristan’da hac turizmi – gelişme umutları” konulu forum düzenlenecek . Etkinlikte, farklı dönemlerden kalma, korunmuş yerel dini unsurların sergilendiği, Stara Zagora’daki Dinler Müzesi’ne turist çekmeye ağırlık..

Eklenme 27.09.2022 06:15