Günün Programı
Bulgaristan Ulusal Radyosu © 2022 Tüm hakları saklıdır

İki araştırmacının gözünden vebâ ve karantinanın tarihçesi

“Mezar taşlarında veba”- tarihçi Basri Zilâbid ile özel söyleşi

7
Photo: özel arşiv

19. asırda vebada ilk karantina idareleri kuruldu

Veba, çiçek hastalığı, tifüs, tüberküloz, kolera, İspanyol gribi ve günümüzde koronavirüs. Bulgaristan topraklarında bulaşıcı hastalıklar kasıp, kavurucu etkiye sahip oldu. Onlar sadece nüfus tablosuna değil, tarihin rotasını da değiştiren nitelikte oldu. Kara ölüm olarak adlandırılan veba insanlık tarihinde en çok kurban aşan bulaşıcı hastalık oldu. 14 asırda veba Bulgar halkının yarısından fazlası vebadan gider. Devlet gücünü kaybeder ve son Bulgar çarı İvan Şişman da Osmanlı akıncılarına karşı koyamaz duruma düşer.  

Tarihçi Rumen İvanov anlattı: "Bulgaristan’da milyonlarca kişi salgında ölmüş. Bu vebalar bütün aileleri yok etmiş, bütün köyleri kasıp, savurmuş ve haritadan silmiş. 

Ortaçağda bulaşıcı hastalıklara ”Tanrı vergisi” dermiş ve o yüzden doktorlar pek müdahale etmezmiş. Tek kısıtlayıcı önlem bu kişileri karantinaya almak olurmuş.

Osmanlı egemenliği döneminde Plovdiv'de hastane ve doktorlar.

Halk Kütüphanesi’nin Osmanlı Arşivinden belli olacağı üzere, Sultan bütün köylerin göçü ve cüzzamlı ve vebalı hastaları özel binalara yerleştirme fermanları korunuyor”. 

Mezar taşları üzerinde de kişinin vebadan öldüğü yazarmış. Genç bir kadının mezar taşında “Ölümümün sebebi veba oldu. Ölümü asla unutmayın” diyor ve şu yazı var:

“Cihâna doymadan cânım Ecel aldı giryebânım veba

Fîrkaten takdir bu imiş ezelden bilmedim.

Merhûm ve mağfûr vebâdan şehid olan

Cihâna doymadım cânım Ecel aldı girîbânım Vebâ zahmına dûş oldum Böyle emretmiş Sübhanım”.

Zaman ilerledikçe tıp da gelişmiş ve insanlar hastalıklar karşısında o kadar çaresiz kalmamış. 18.- 19. yüzyılda Bulgar topraklarında kolera salgını yayılınca, devlet idareleri kararlı önlemler alır:  

"Tuna nehri boyunca “karantina binaları” olarak adlandırılan yapılar inşa edilir. Batı Avrupa’dan gelen yabancılar bu binalarda karantinaya kapatılır.

Plovdiv'de vebadan ölen bir kişinin mezar taşı(19. asrın başları).

Hans Christian Andersen’in Ruse limanından inmesine izin verilmedi

Masal anlatıcısı Hans Christian Andersen ile böyle ilginç bir olay var.. O dönem Rusçuk adıyla ünlü, günümüzde Ruse şehri limanında gemiden iner, ancak ünlü yazar Hans Christian Andersen, sağlık belgelerinde kolerayı geçirmiş olup, olmadığı yazmadığı için Bulgaristan’a alınmamış”.   

19. yüzyılda ise ilk kriz merkezleri kurulur. Sağlık müfettişleri tayin edilir ve onlar köy köy, kasaba kasaba gezerek, sosyal mesafeyi korumayan herkese cezalar yazar

Kolera hastalarına özel semtler ayrılır ve onlar orada sağlam kişilerden ayrı tutulur. 1918- 1919 İspanyol gribi Bulgaristan’ı da es geçmiyor.

Bulgaristan’da İspanyol gribi 300- 400 bin kişinin hayatını alır. O zaman ülkede Bulgarların sayısı 2 milyon gibi az bir nüfus. Bu bağlamda salgın demografik yapıya olumsuz etkiler yarattı.

Tarihçi dotor Basri Zilabidin’e salgın hastlaıklarırnın İslam’da mezar taşları üzerindeki etkilerini sorduk.

Mezar taşlarının verdiği bilgi, mimarisi ve süslemesi, hangi dönemde yapıldıysa, o dönem hakkında tartışılmaz birer belge niteliğindedir. Mezar taşı kitabelerinde bir ülkenin siyasi, iktisadi ve kültürel tarihi, hatta savaşlar, depremler, yangınlar ve hastalıklar hakkında bilgi edinmek mümkündür.

Eski tarihlerde salgın hastalıklar “veba” genel adıyla tanımlanmakta idi. 19. Yüzyıl başlarında meydana gelen veba salgınından vefat etmiş bazı kişilerin mezar taşlarında bir göz atalım.

DERVİŞ HASAN

El-Fatiha

Cihana doymadan canım

Ecel aldı giryebanım

Veba zahmına dûş olup

Böyle emretti Sübhan'ım

Meskenim dağlar başıdır

Sahraya hacet kalmadı.

Deşildi cümle yaralarım

Cerraha hacet kalmadı.

İçtim ecel şerbetin

Lokman'a hacet kalmadı.

Merhum Yüncü Derviş Hasan

Derviş Hasan’a ait bu mezar taşında dünyaya doyamadan gözyaşı ile ecelinin geldiğini, veba hastalığının kendisini tuş ettiğini yani yere serdiğini ve bunun Allah’ın takdiri ile olduğu söylendikten sonra bütün yaralarının deşildiğini cerraha ihtiyaç kalmadığını, artık ecel şerbeti içildiği için Lokman Hekim'in dahi yapacak bir şeyi olamayacağını ifade ediyor.

Vebadan vefat edenlerin mezar taşlarından onların şehit olarak kabul edildikleri de anlaşılıyor. Örneğin Emine Molla hanımın mezar taşı onlardan birisidir.

EMİNE MOLLA

Nazar kıl! Ayn-ı ibretle fenâyâ,

Geçip gitme elin kaldır duâyâ.

Civân iken şehîd olan vebâdan,

Cihânı terk eden eşrâftan Şâkirzâde

Ebûbekir Efendi'nin halîlesi merhûme

Ve mağfûrun lehâ Şerîfe

Emîne Molla'nın Rûhîçûn El-Fâtiha

Sene 1813


Günümüz Türkçesiyle

Bak! İbret gözüyle bu geçici dünyaya

Geçip gitme elini kaldır duâyâ.

Genç iken şehit olan vebadan

Cihânı terk eden ileri gelenlerden Şâkiroğlu

Ebûbekir Efendi'nin hanımı merhûme

Şerîfe Emîne Molla'nın ruhu için El-Fâtiha

Sene 1813

Yine bugünkü korona virüsün en önemli belirtilerinden olan ateş kaldırma da mezar taşlarında rastlanan bir durumdur. Fatıma Hanıma ait mezar taşı bunlardandır:

Şu dünyada civan iken gezer idim.

Bir zaman cam-ı ecel düşman eyledi.

Hiç vermedi aman veba ateşine yandım,

Şu dünyada bir murada ermedim.

Günümüz Türkçesiyle

Şu dünyada genç iken gezerdim.

Bir zaman geldi ki, ecel düşmanım oldu

Hiç aman vermeden veba ateşinde yandım,

Şu dünyada bir murada ermedim.

Mezar taşlarında vebadan ölenlerin genellikle genç yaşta vefat ettikleri belirtilmekle birlikte birçoğunda tam yaşı anılmamaktadır. Ancak Sami bey’in mezar taşı istisnalardandır. Onun otuz yaşında vefat ettiğini öğreniyoruz.

SÂMİ BEYEFENDİ

Âh kîm gitti cihândan yine bir nevres fidân,

Gül gibi soldu vebâdan bu nev-civân.

Otuz yaşında vedâ-ı cihân edip,

Ömrüm Fîrdevs-i cinân etti hemân.

Merhûm ve mağfûr es-Seyyid Muhyî Sâmi Beyefendi


Günümüz Türkçesiyle

Âh gitti cihândan yine bir körpe fidân,

Gül gibi soldu vebâdan bu delikalnlı

Otuz yaşında dünyaya vedâ edip,

Hemen Firdevs cennetlerine uçtu

Merhûm ve mağfûr es-Seyyid Muhyî Sâmi Beyefendi

26 Eylül 1824

Son olarak veba salgınının hiç kimseyi ayırt etmeden pençesine aldığına dair bir delil de bir çocuğuna hamile iken vefat eden Rana Hanımdır. Mezar taşını yazan şair ne acıklı yazmış:

RANA HURİYE HANIM

Ah ölüm!

Bir gül goncası idin geldi amansız ecel.

Sonbaharın yaprakları düşürmesi gibi o da senin ömrüne kıydı

Sonunda muradına erişti, gül gibi yüzünü veba hastalığı soldurdu.

Terk etti iki kuzusunu biri karnında iken… Rana Huriye Adn cennetlerine yürüdü gitti.

20 Aralık 1912



Kimdir Basri Zilâbid?

Basri Zilabid 1978 yılında Dobriç'te doğdu. Marmara Üniversitesi İslam Tarihi alanında yüksek lisans yaptı. 2001-2010 tarihleri arasında Sofya Yüksek İslam Enstitüsünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Balkanlarda Osmanlı tarihi alanlarında araştırmalar yapmaktadır. "Bulgaristan'da İslam" kitabının yazarı. 


Tarihçi Basri Zilâbid ile röportajın tamamını  ses dosyasından dinleyebilirsiniz.

Fotoğraflar: özel aşiv, arşiv ve Rumen İvanov

Kategorideki diğer yazılar

Bedriye Haliz, Şevkiye Çakır, Sevda Dükkancı ve Özlem Tefikova BNR 16. stüdyoda

BNR Türkçe Yayınlar Bölümü 25 yıl sonra program sinyallerini değiştirdi

Bu yıl yurtiçi yayınlarının 75. yılını kutlamaya hazırlanan BNR Bulgaristan Ulusal Radyosu Türkçe Yayınlar Bölümü, durmadan yenileniyor ve günümüzdeki  medya anlayışının bütün yeniliklerine ayak uydurmaya çalışıyor. Çağdaş radyoculuk ilkesinden..

Eklenme 26.05.2022 07:10

Sürücü kurslarının fiyatı artacak

Yakıt fiyatları kuşkusuz bütün sektörleri etkiledi . Bu yüksek fiyatlar sadece şoförleri değil, şoför ehliyeti almak isteyenlerin de canını sıkıyor. Sürücü kurslarının fiyatı da doğrudan benzinin, dizelin fiyatıyla bağlantılı...

Eklenme 23.05.2022 10:45

“Mustafa Kemal’in Sofya Yılları” belgeseli Başkent'te izleyiciyle buluştu

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Sofya’daki Merkez Orduevi’nde “Mustafa Kemal’in Sofya Yılları”belgesel filminin galası yüzlerce izleyiciyi bir araya topladı.   Filmin yapımcısı Nahide Deniz ve yönetmen Ufuk Karakaş, Atatrük’ün Sofya..

Eklenme 20.05.2022 18:02